15 Ekim 2009 Perşembe

Adana'ya Kar Yağmış


  Blogumuzun ikinci postunu bir kitaptan yapmak istiyorum.
  Kitabın adı "Adana'ya Kar Yağmış - Adana Üzerine Yazılar". İletişim Yayınları tarafından piyasaya sürülmüş bir kitap. İçerisinde 26 adet yazı var, değişik kesimlerden Adanalılar tarafından yazılmış. Kitabı yani bu yazıları derleyen ise Behçet Çelik.



   İlk başlarda daha tarihe ve veriye dayalı yazılar olduğu için sarmasa da 7. yazıdan sonra bir anda yazıların içeriği değişti. Özellikle de Adana dışında yaşayan insanların Adana anıları ve özlemleri hükmedince yazılara ister istemez "Adana dışında yaşayan bir Adanalı" olarak kanı kaynıyor insanın hele de yürek burkan anılar girince işin içine insanın gözü doluyor ama otobüste okuyor olunca durduruyor insan kendini. Tabii bazen de otobüsün ortasında kitap okuyup gülen bir tipi de canlandırmıyor değilim, sonuçta Adana'dan, Adana insanından bahsediyoruz :)
   Uzun uzadıya yazabilirim ama farklı hikayeler, farklı insanlar olduğu için hangi birini değerlendireceğimi bilemem. Adana'lılar kesin okusun bence de diğer arkadaşlar bizim aldığımız zevki almayabileceği için çok anlam ifade etmeyebilir. Ama ben aşağıda iki farklı yazıdan birer kuple paylaşmak isterim.
   İlki Neslihan Cangöz tarafından yazılmış olan "Adana Erkeğe ve Küfre Kesmiştir" adlı yazıdan Adanalı ve küfür ile ilgili bir kısım;
"“Adana’da yeni bir dil öğrenmek” metafor değil aslında. Bu tapılası erkeklerin noktalama işaretleri rahatlığında kullandığı küfürleri öğrenmek ve maruz kalmamak için de ciddi mesailer harcamışımdır. Kadınlar her yerde küfrün doğal nesnesidir de, Adana’daki bu kendiliğindenlik, bu her cümlenin içine serpiştirme, bu yaratıcılık, canlı cansız, kıpırdayan, kıpırdamayan her şeye küfretme hali her yerde bulunmaz! Yolda yürürken, kendi halinde konuşarak geçen iki erkeğin “Bu aralar havalar da pek güzel” der gibi “a....na godduğumun...” diye neşe içinde sohbet ettiğini duyabilirsiniz. Erkekler küfrederken adeta herkesin kendine ait farklı bir dini, imanı, kitabı hatta Allah’ı varmışcasına “Allaana kadar” işi uzatır. Geçmiş yıllarda koalisyon ortağı olan Adanalı bir parti liderini silik bulan bazılarının ciddi bir analiz yapar edasıyla “büllüksüz çıktı bu da” dediklerine şahit olmuştum. Hani bazı filmlerde “eşşoğleşşek” gibi küfürlerin çokca yer almasından rahatsız olunuyor ya, emin olun rahatsız olanlar Adanalı değildir. Biz kaşımızı bile kaldırmayız bu kadarına, şerbetliyiz yani. Adana aslında erkeğe ve küfre kesmiştir. Çabuk öfkelenen ve küfre basan erkeklere karşılık kadınlar da, alttan almak, bazen görünmez olmak, erkekleri sinirlendirmemenin yollaını bulmak gibi hayat kurtaran bilgileri erken öğrenmektedir."

   İkinci olarak ise Ş. Mine Kılıç tarafından yazılmış "950 Kilometre" adlı yazının sonundaki "memleket" ile ilgili bir kaç satır. Bu Adanalıdan çok memleket kavramını yaşayan herkese hitap ediyor aslında;

  "İnsanın “memleketi” olması diye bir kavram varmış. Başı sıkıştığında gidebileceği, gittiğinde onu sevenlerinin beklediği, köklerinin atıldığı, tarihinin yazıldığı, ne olursa olsun onu olduğu gibi kabul eden memleketi... Memleketi olmak çok güzel bir durummuş. Herkese nasip olmazmış. Ne demeli ki? Değerini bilmek lazım..."
   Memleket kavramını yaşayan herkese hitap eder dedim ama Taçlı Yazıcıoğlu'nun "Herkes doğduğu yeri sever miymiş? Sevmek var, sevmek var. Anlamadınız, değil mi? Biliyorum. Bir tek Adanalı olsaydınız anlardınız."  cümlesini de göz ardı edemeyeceğim açıkcası. 

 (Muhterem bölüm arkadaşım Nurla'da blog'unda kitap incelemiş. Ona da buradan selamlarımı gönderiyorum. Sırası gelince o kitabı da okuruz diyorum)
Büyüklerimin elinden, küçüklerimin gözlerinden, A.'yı da dudaklarından öperim... 

3 yorum:

nrrla dedi ki...

ben sanırım bunu okumam ama selimcan :)

selim dedi ki...

okuma zaten samsunlum. ne anlarsın sen :P

Aysegul Akceli dedi ki...

Herkes doğduğu yeri sever miymiş? Sevmek var, sevmek var. Anlamadınız, değil mi? Biliyorum. Bir tek Adanalı olsaydınız anlardınız. - ay bu çok güzel canım ya, gelince bana versenee